Miraç denince ilk akla gelen, Kudüs- Mescid-i Aksâ ? Namaz gelir. Kudüs tüm dinlerin ortak kenti olduğu gibi Müslümanlar için çok daha önemli olan bir şehirdir. Mescid-i Aksâ Müslümanların ilk kıblesi ve Miraç'ın birinci basamağı olan ve Peygamberimizin bütün Peygamberleriyle ruhlarıyla buluştuğu ve onlara iki rekat namaz kıldırdığı bir Mabed dir. Namaz ise, Miraç?ta farz kılınan ve dinin direği olan ibadettir. Bu bakımdan bu üç kelimede biri birine bağlılığıyla çok önem arz etmektedir.
Bugün Mescid-i Aksâ' mahsun, Müslümanlar duyarsız, hal perişan?
Bugün Fanatik Yahudi İsraillilerce kuşatma altında tutulan Mescid-i Aksâ?ya biz yıllarca nasıl sahip çıkmışız:
Mescid-i AKSA'da 55 yıl nöbet tutan ADAM!
Mevki Kudüs Mekân Mescid-i Aksa, tarih 21 Mayıs 1972 Cuma Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz
Kudüs Kapalı Çarşısı'nda rüzgar gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid-i Aksa'nın önüne kavuşturur Mirac mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıble'mize yani Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır "12 bin şamdanlı avlu" derler oraya Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs'ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır Yatsı namazını o avluda kılar Kendisi ve bütün ordu beraber Şamdanları yakarlar Tam 12 bin şamdan O isim oradan kalmadır Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes Mescid'in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız
Onu o merdivenin başında gördüm İki metreye yakın bir boy İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi Palto? Hayır, kaput, pardösü veya kaftan? Değil Öyle bir şey işte
Başındaki kalpak mı, takke mi, fes mi? Hiçbirisi değil Oraya dimdik, dikilmiş
Yüzüne baktım da, ürktüm Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi Yüz binlerce çizgi, kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı
Yanımda İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var Bizim eski vatandaşımız İstanbullu "Kim bu adam?" dedim
Lâkaydi ile omuz silkti "Bilmem " diye cevap verdi "Bir meczup işte
Ben bildim bileli, yıllardır burada dururmuş Çakılı gibi, hâlâ duruyor ya Kimseye bir şey sormaz Kimseye bakmaz, kimseyi görmez "
Kan mı çekti nedir?
Nasıl, neden, niçin halâ bilmiyorum Yanına vardım Türkçe "Selâmün Aleyküm baba " dedim
Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütrelenmiş gibi jiletle çizilmişçesine donuk gözlerini araladı Yüzü gerildi Bana, bizim o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi:
-Aleykümüsselam oğul Donakaldım Ellerine sarıldım, öptüm öptüm
-Kimsin sen, baba? dedim
Anlattı ki, bende size anlatacağım
Ama evvelâ biliniz O canım Devlet çökerken, biz Kudüs'ü 401 yıl 3 ay 6 günlük bir hakimiyetten sonra bırakırız Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür Tutmaya imkân yok Ordu bozulmuş, çekiliyor, Devlet, zevalin kapısında İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakırız Âdet odur ki, kenti zapt eden galip, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz
Anlattı, dedim ya Gerisini tamamlayayım
-Ben, dedi, Kudüs'ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğün-
den
Sustu Sonra, elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı:
-Ben, o gün buraya bırakılmış 20 Kolordu, 36 Tabur, 8 Bölük, 11 Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan'ım
Yarabbi Baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi
Ellerine bir kerre daha uzandım Gürler gibi mırıldandı:
-Sana, bir emanetim var oğul Nice yıldır saklarım Emaneti yerine teslim eden mi?
-Elbette, dedim, buyur hele
Konuştu:
-Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağı'na düşerse Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzbaşı) Musa efendi'yi bul Ellerinden benim için bus et (öp) Ona de ki
Sonra, kumandanı olduğu takımın makinelisi gibi gürledi:
-O'na de ki, gönül komasın Ona de ki, "11 Makineli Takım Komutanı
Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır Tekmilim tamamdır kumandanım dedi" dersin
Öleyazdım
Sonra yine dineldi Taş kesildi Bir kez daha baktım Kapalı gözleri ardından, dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi Ufukları gözlüyordu Nöbetinin başında idi Tam 55 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen devletine küsmemişti
. . .
Merhum İlhan Bardakçı bu hatırasını, Tv'de anlattığında zamanın Genelkurmay başkanı onu arar ve bu aziz askeri bulmak için aracı olmasını ister Bardakçı sonra şunları yazar "Hasan Onbaşı bizdendi O halde unutulmak kaderi idi Öyle de oldu zaten Aramadık ki, bulalım Bulunamazdı zaten O ki, göklere baş vermiş bir ulu selvi idi Ve bizler ki, başımızı kaldırmış olsak bile, uzandığı feza ufkuna yetişemeyecek cılız otlara dönüşmüştük Biz, sadece unuturduk Unuttuğumuz diğerleri gibi O nöbet noktasındaki elmas manâyı da unuşmuştuk
. . .
"Aksâ", "çok uzak" anlamına geliyor ki, Müslümanlar Mescid- i Aksâ'dan uzaklaştı, Mescid-i Aksâ da Müslümanlardan uzak kaldı, küstü, darıldı; daha açıkçası küstürdük, yaban ellere terk ettik. Neredeyse ne gündemimizde yer alıyor ne de sohbet ve tartışma konumuzun arasına giriyor.
Sadece yılda bir kez ismi zikrediliyor o kadar! Sizce bu ne kadar yeterli?
Aslında Mescid-i Aksâ değil, Müslüman-ı Aksâ desek yeridir. Çünkü her ne kadar içinde hala namaz kılarak sahip çıkan Filistinli Mücahid kardeşlerimiz var ise de, Dünya Müslümanları etkisiz bir şekilde kılı kıpırdamıyor!
Mescid-i Aksâ?nın altı oyuluyor, Müslümanların seyrediyor!
İslam Örgütü, Arap Birliği ne işe yarar, niçin sessiz kalır anlamak zor.
Mescid-i Aksâ tutsak, Müslümanlar gafletten ne zaman uyanacak, Kudüs kim tarafından nasıl kurtarılacak!
Mehmet BALLI/Araştırmacı Yazar Editör 2011
Yazarın Diğer Makalelerine ulaşmak için tıklayınız. |