İSTANBUL İ
S
T
N
B
L
 
ANA SAYFA Yazarlar SAĞLIK | SPOR | İNSAN KAYNAKLARI |
ARŞİV
|
Galeri Oyun Video
Mehmet Emin Ballı Araştırmacı Yazar

M A K A L E
Annem Gibi Koktunuz! |Kıymayın Çocuklara...

Doludizgin bir hayat yaşıyoruz, koşar adım!… sanki zaman mı hızlandı ne…
Eski hayatlar ÖYKÜ gibiydi; olağan yaşam içinde kısa detaylar, sonu mutlu biten...
Şimdiki hayatlar şaşırtıcı ROMAN gibi; yaşamın her anı/alanı aksiyon, olaylar zinciri soluk soluğa…
Lakin
Şeytan detayda gizlenmiş!
Battaniyelerin sardığı masum körpe bedenler...!!!
cana kıyanlar... kıyılan canlar!!!
Öykü gibi hayatlar... hayatı öykülendirenler!!!
sadece “hımm” deyip geçtiğimiz öyküler...!
Ders çıkartan var mı?...

Öyküler insanın hayatına yumuşak dokunuşlardır pansuman gibi,
bazen yüreğe kıvılcımdır tamir gibi,
bazen de hiç uyanmak istemediğimiz bir rüya…
Öyle öyküler vardır ki, okunduğunda insanın hayatını değiştirecek türden!
nekadar insani...
Bilenler bilir de, bilmeyenler için şöyle güzel bir öykü vardır arada bir okuduklarımdan:
Öğretmenin adı Bayan Thompson’du ve 5. sınıf öğrencilerinin önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi.
Çoğu öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi.
Bu mümkün değildi, çünkü orada en önde, sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı. Adı Teddy Stoddard.
Bir önceki yıl, Bayan Thompson Teddy’i gözlemiş, onun diğer çocuklarla oynayamadığını;
giysilerinin kirli ve kendinin de hep banyo yapması gereken bir halde olduğunu görmüştü ve Teddy mutsuz da olabilirdi.
Çalıştığı okulda Bayan Thompson, her öğrencinin geçmişteki kayıtlarını incelemekle de görevlendirilmişti ve Teddy’nin bilgilerini en sona bırakmıştı.
Onun dosyasını incelediğinde şaşırdı.
Çünkü birinci sınıf öğretmeni:
`Teddy zeki bir çocuk ve her an gülmeye hazır. Ödevlerini düzenli olarak yapıyor ve çok iyi huylu Ve arkadaşları onunla olmaktan mutlu...’ diye yazmıştı.
İkinci sınıf öğretmeni:
‘Mükemmel bir öğrenci, arkadaşları tarafından sevilen, fakat evde annesinin amansız hastalığı onu üzüyor ve sanırım evdeki yaşamı çok zor...’ diyordu.
Üçüncü sınıf öğretmeni:
‘Annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Babası ona yeterince ilgi gösteremiyor ve eğer bir şeyler yapılmazsa evdeki olumsuz yaşam onu etkileyecek.' diye yazmıştı.
Dördüncü sınıf öğretmenine gelince:
‘Teddy içine kapanık ve okula hiç ilgi göstermiyor, hiç arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.’ demişti.
Şimdi Bayan Thompson sorunu çözmüştü ve kendinden utanıyordu.

****
Öğrenciler ona güzel kâğıtlara sarılmış süslü kurdelelerle paketlenmiş yeni yıl hediyeleri getirdiğinde kendini daha da kötü hissetti.
Çünkü Teddy’nin armağanı kaba kahverengi bir kese kâğıdına beceriksizce sarılmıştı.
Bunu diğer öğrencilerin önünde açmak ona çok acı verdi.
Bazıları, paketten çıkan sahte taşlardan yapılmış, birkaç taşı düşmüş bileziği ve üçte biri dolu parfüm şişesini görünce gülmeye başladılar...
Ffakat öğretmen, bileziğin ne kadar zarif olduğunu söyleyerek ve parfümden de birkaç damlayı bileğine damlatarak onların bu gülmelerini bastırdı.

O gün okuldan sonra Teddy öğretmenin yanına gelerek;
‘Bayan Thompson, bugün hep annem gibi koktunuz’
dedi.
Çocuklar gittikten sonra öğretmen yaklaşık bir saat kadar ağladı.
O günden sonra da çocuklara okuma, yazma, matematik öğretmekten vazgeçerek onları eğitmeye başladı. Teddy’ye özel bir ilgi gösterdi.
Onunla çalışırken zekâsının tekrar canlandığını hissetti. Ona cesaret verdikçe çocuk gelişiyordu. Yılın sonuna dek, Teddy sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri olmuştu.
Öğretmenin, hepinizi aynı derecede seviyorum yalanına karşın Teddy, onun en sevdiği öğrenci olmuştu.
Bir yıl sonra, kapısının altında bir not buldu.
Teddy’dendi;
Tüm yaşantısındaki en iyi öğretmenin, kendisi olduğunu yazıyordu.
Ondan yeni bir not alana kadar 6 yıl geçti;
Notunda liseyi bitirdiğini ve sınıfındaki üçüncü en iyi öğrenci olduğunu ve Bayan Thompson’un hâlâ hayatında gördüğü, en iyi öğretmen olduğunu yazıyordu.
Dört yıl sonra, bir mektup daha aldı Teddy’den;
O arada zamanın onun için zor olduğunu çünkü üniversitede okuduğunu ve çok iyi dereceyle mezun olmak için çok çaba sarf etmesi gerektiğini yazıyordu.
Ve Bayan Thompson hâlâ onun hayatında tanıdığı en iyi öğretmendi.
Daha sonra dört yıl daha geçti ve bir mektup daha geldi;
Çok iyi bir dereceyle üniversiteden mezun olduğunu ama daha ileriye gitmek istediğini yazıyordu. Ve hâlâ Bayan Thompson onun tanıdığı ve en çok sevdiği öğretmendi.
Bu kez mektubun altındaki imza biraz daha uzundu.
Theodore F.Stoddard Tıp Doktoru.

****
Bu hikâye burada bitmedi.
İlkbaharda bir mektup daha aldı Bayan Thompson;
Teddy hayatının kızıyla tanıştığını ve evleneceğini yazmıştı. Babasının birkaç yıl önce öldüğünü, Bayan Thompson’un düğünde damadın anne ve babası için ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. Tabii ki oturabilirdi.

Tahmin edin ne oldu?
Bayan Thompson törene giderken özenle sakladığı birkaç taşı düşmüş olan o bileziği taktı, Teddy’nin ona verdiği ve annesi gibi koktuğunu söylediği parfümden sürmeyi de ihmal etmedi.
Birbirlerini sevgiyle kucaklarlarken, Teddy, onun kulağına;
‘Bana inandığınız için çok teşekkürler Bayan Thompson, kendimi önemli hissetmemi sağladığınız için ve beni böyle değiştirdiğiniz için de...’ diye fısıldadı.
Bayan Thompson gözünde yaşlarla ona karşılık verdi:
‘Yanılıyorsun Teddy... Ben değil, sen bana öğrettin. Seninle karşılaşıncaya kadar ben öğretmenliği bilmiyormuşum..!’
...
Son zamanlarda, haber bültenlerinde sıkca yer almaya başlayan, -kaybolan/kaçırılan çocuklarımız- ve bulunanların akibetlerinin (çoğunlukla hunharca öldürülmesiyle) üzüntü verici olmasıyla sarsılıyoruz!...
Körbe bedenlkere niçin nasıl kıyılır?!
İdrakimiz kilitleniyor!!
Bize neler oluyor?
Koyun boğazlar gibi kadın cinayeleri... şimdide kuzu... çocuklar...
Kaçırılan çocukların elem veren acısı bir yana, kaçıranların ruhsal bunaltıları bizleri korkutuyor!
!!!
Çocukluktan itibaren itilmiş-kakılmış, ezik, horlanarak büyüyen çocuklar, ileride suç makinesi olarak karşımıza çıkıyor olması ve bunların sayısının her geçen gün artması ürkütücü!!!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN BEYLERRR!..
Vah! tuh... Yuh!.. diyerek, acımaktan, bakakalmanın acziyetinden ziyade, çok şeyler yapmak lazım...
Hemde ivedi!
Önce;
kanunları güncellemek gerek:
-Suçları caydırıcı çok ağır cezalar...
-Suça yönelmeyi önleyici tedbirler...
Sonra;
geriye doğru... onların çocukluğuna inmek...
Farkındalık...
Yukarıdaki öyküden de anlaşılacağı gibi, farkındalığı yakalayarak insanların hayatına dokunabilme(li)…
fedakarlık...
Ne dersiniz, sizinde dokunabildiğiniz hayatlar var mı? öykü gibi...2012
Mehmet Emin Ballı Araştırmacı Yazar

. Yazarın Diğer Makalelerineokumak için tıklayınız.
Bu site hiç bir şekilde ticari kazanç sağlamamaktadır.