-
www.habergoz.com www.google.com

ANA SAYFA Makaleler SAĞLIK | SPOR | KÜLTÜR & SANAT | İNSAN KAYNAKLARI | EMLAK | WEB |
GALERİ |

OYUNLAR |

VİDEO
AKTUAL KISSADAN HİSSE

DÜRÜST OLMAK
__________________________

Kendi halinde bir tuccardi.
Bir gun kumaslari gemiye yukledi. Endonezya'ya  gitti ve oraya yerlesti.

Isini orada devam ettirdi.

Kumaslari kaliteliydi. Tam da o bolge haklinin  aradigi cinstendi.

Kendisi kanaat sahibi bir insandi tuccarin.
Kazanci az olsun, temiz olsun dusuncesindeydi.

Bir gun gec geldi is yerine.

Ama kasada fazlaca para vardi. Belli ki,
tezgahtar iyi bir kâr elde etmisti sattigi mallardan. Merak etti, sordu:

-Hangi kumaslardan sattin?
-Su kumastan  efendim. -Metresini kaca verdin?
-On akceye.
-Nasil olur?" diye hayret etti, tuccar.
-Bes akcelik kumasi on akceye nasil satarsin?
Bize hakki gecmis adamcagizin. Gorsen tanir misin  onu?

Tezgahtar gitti, musteriyi buldu, getirdi.

Dukkan sahibi musteriyi karsisinda gorur gormez,
helâllik istedi ve fazla parayi musteriye uzatti.

Musteri sasirmisti. Boyle bir durumla  ilk defa karsilasiyordu.

-Ne demekti hakkini helâl et?

Olay kisa surede dilden dile dolasti.
Cok gecmeden kralin kulagina kadar vardi.

Sonunda kral kumas tuccarini saraya cagirdi ve  sordu:
-Sizin yaptiginiz bu davranisi daha once biz ne  duyduk, ne de gorduk.

Bunun asli nedir?

-Ben, dedi tuccar, Musluman'im. Islâm dini boyle  emreder. Musterinin bana hakki gecmisti.

Dolayisiyla kazancima haram  girmisti. Ben sadece bir yanlisi duzelttim.

Kral,
-Islâm nedir, Muslumanlik nedir? gibi pes pese  sorular sordu.

Tuccar, birer birer sorularini  cevapladi.

Kral ilk defa duyuyordu boyle bir dinin  varligini. Fazla zaman gecirmeden Islâm'i kabul etti.

Daha sonra kisa sure icinde de halk Musluman  oldu.

250 milyonluk nufusa sahip olan bugunku Endonezya'nin Muslumanligi kabul  etmesindeki sir sadece bes akcelik bir kumas
ve hakkaniyete uygun kucuk(!)  bir davranis idi...

Yapilan tek sey vardi sadece:

Inandigi gibi yasamak, sahip oldugu guzellikleri  Cevresiyle paylasmakti.

Efendimizin mujdesi herkese acik: "Dogru ve  Guvenilir tuccar,
kiyamet gununde peygamberler,  siddiklar (dogrular) ve sehitlerle beraberdir."

Yani, asil olan soz dili degil, hal diliydi.

Konusmaktan cok yasamakti.

Inandigi gibi anlatmaktan ziyade inandigi gibi  yasamakti...
---------
Herkes uzerine duseni yapsin, isteyen dersini  alsin,
isteyen dostlarina gondersin bu mesaji, isteyen de silip atsin...

Ameller niyetlere gore degerlendirilir nihayetinde.
www.mehmetballi.com

 

MERHAMET(SİZLİK)
_____________________________

Kuyuya Düşen Eşek

Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş.

Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte.

Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü.

Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm.

Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde.

Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü.

Zavallı eşeği kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor.
Üstelik yaralanmış.

Karsılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı.

Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez.

Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar.

Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü.

Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi ve sonunda yukarıya kadar cıkmış oldu.

Köylüler ağzı açık bakakaldı.....

Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır.
Üzerimizi çoğu zaman.

Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.
Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır.

Kör kuyuda olsak bile...


BORSA NASIL ÇALIŞIR
_____________________________________
Bir zamanlar köyün birine bir adam gelmiş ve tanesi 10$dan maymun alacağını söylemiş.

Köyde çok maymun olduğu için köylüler sevinçle ormana koşup maymunları yakalamaya başlamışlar.

Adam,binlerce maymunu 10$ dan satın alınca ortalıkta maymunlar
azalmış,yakalaması zorlaşmış.

Köylüler tam maymun yakalamak tan vazgeçecekken adam tanesine 20$ vereceğini söylemiş.

Tekrar heveslenen köylüler tekrar maymunları yakalamaya başlamışlar.
Bir süre sonra da fiyatı 25$a çıkarmış.Ancak bırak yakalamayı ,maymuna rastlamak bile çok zorlaşmış.

Bunun üzerine adam fiyatı 50$ a çıkardığını,ancak kendisinin işi olduğu için şehre gitmesi gerektiğini,yardımcısının onun yerine alım yapacağını söylemiş.

O yokken yardımcısı köylülere demiş ki; Şu büyük kafesteki maymunlar var ya ben onların tamamını size tanesi 35$ dan satayım,siz de adam gelince ona 50$ dan satarsınız.
Köylüler bütün birikimlerini bir araya toplayarak bütün maymunları satın almışlar.
Sonra ne adamı ne de yardımcısını bir daha gören olmamış.

Şimdi borsanın nasıl çalıştığı hakkında biraz bilgi sahibi olmuşsunuzdur.


KUL HAKKININ HESABINI VEREBİLMEK
________________________________________

Bir şehrin en zengini öldüğünde, tellallar sokaklara dökülüp;
"Ey ahali", diye bağırmışlar. "Biliyorsunuz Veli Efendi öldü. Bir vasiyeti var.Ahiret hayatına alışabilmek için, kendisine bir günlük yardımcı arıyor.
Kim ki, mezardaki ilk gecesini onunla beraber girerse, Veli Efendiye ait servetin yarışı kendisine verilecektir. Ey ahali,duyduk duymadık demeyin....
Tellalların bütün çabasına rağmen kimse bu parlak, fakat Korkulu vasiyete kulak vermemiş. Ama sonunda, şehrin en fakir sırt hamallarından birisi çıkmış ortaya. Adamcağız bakmış ki, hayatta zaten sırtındaki küfesinden ve ipinden başka bir şey yok. O halde "hamal olarak yatıp, ertesi sabah zengin olarak kalkarım" diyerek razı olmuş...Genişçe bir mezara,iyice kefenlenen zengini ve yanına hamalı yatırmışlar.Az sonra sual melekleri gelmiş "İkisi de bize emanet" diye konuşmuşlar. "Zengin nasıl olsa kalacak, şu hamaldan başlayalım."
Sormuşlar
- "Dünyada malin mülkün var mıydı?"
- "Alay etmeyin" demiş, hamal. "Sırtımdaki küfeden ve ipten başka hiçbir şeyim olmadığını siz de bilirsiniz."
- "Peki diye eklemiş melekler, "o ipi ne karşılığında aldın? Sonra küfeyi ne is gördün de nasıl elde ettin?"
Anlatmış hamalcağız.
- "Beş kişinin malını 10 kurusa taşıdım. İkisini yedim, Sekizini sakladım. Ertesi gün de ayni isleri yaptım. Yemedim içmedim, ucuza taşıdım Ve bunları aldım."
Melekler
- *Çık demişler, çık... Olmadı.... Hasan Efendiden aldığın para, hak ettiğinden çok düşük. Biz ondan bunun hesabini soracağız.
Mehmet Efendiyle de ucuza anlaşmış ve ucuza taşımışsın...."
- İyi ama diye cevaplamış hamal, hak ettigim parayı isteseydim, Bana taşıttırmazdı. Taşıttırmayınca da aç kalırdım....."
- "O bizim isimiz" demiş melekler, "nasıl olsa buraya o da gelecek.Biz senin adına ona sorarız."
Melekler, hamal'ı sıkıştırmaya devam etmiş.
- "Söyle bakalım, aldığın paranın kaçını yedin, kaçını sakladın?"
- "On kuruş aldı isem, yarısını sakladım... iki kuruş aldı isem, bir kurusunu biriktirdim..."
- "Çık" demiş melekler... "Yine olmadı, hem ucuza taşımışsın, hem de gıdandan kesmişsin... Yani sen, kendi nefsine zulmetmişsin... Nefsine zulmetmek de günahtır, bilmez misin?..."
- hamalcağız ne cevap vereceğini düşünüp ecel terleri dökerken, sabah olmuş. Açılan mezardan yukarıya bir bakmış ki, bütün millet orada...
Kadı Efendi ve şehrin mehter takimi da kendisini bekliyor. Bir kıyamet ki sormayın."Kutlu olsun" demişler... "Bu gece kimsenin yapamayacağı bir isi başardın ama bak artik zengin oldun."
- "Yooo", diye bağırmış hamal. "İstemem , sizin olsun... Ben , Bir iple küfenin hesabini sabaha kadar veremedim, Ya o kadar Servetim olsaydı,ne yapardım?"

KERTENKELE MUCİZESİ
_____________________________

Evini yeniden dekore ettirmek isteyen japon bunun icin bir duvarı
yıkar.
Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasinda cukur bir
boşluk bulunur.

Duvarı yikarken, orada dışardan gelen bir civinin ayagina battığı yani duvar arasında çivilenmiş bir kertenkele görür.

Adam bunu gördüğünde kendini kotu hisseder ve ayni zamanda
meraklanirda kertenkelenin ayagina cakilmis civiyi gorunce.

Muhtemelen bu civi 10 yil önce, ev yapılırken çakılmıştı.

Nasıl olmuştu da kertenkele bu pozisyonda hic kipirdamadan 10 yıl
boyunca yasamayı başarmıştı?

Karanlik bir duvar boslugunda hic kipirdamadan 10 yil boyunca
yasamak cok zor olmaliydi.

Sonra bu kertenkelenin 10 yildir hic kipirdamadan nasil 10 yil
yasadigini düşündü...
.
Ayak civilenmisti!!
Böylece calışmayı bırakırr ve kertenkeleyi izlemeye başlar,
ne yiyor acaba?

Sonra nereden ciktigini farkedemedigi baska bir kertenkele
gelir agzinda tasidigi yemekle...

Inanilmaz!!!
Adami sersemletir gordugu manzara.

Bu nasil bir sevgi?

Ayagi civilenmis kertenkele, 10 yildir diger kertenkele tarafindan
beslenmekteydi...  

BİRDE HAYVANLARI KÜÇÜMSERİZ....İŞTE SADAKAT BU..

  MARANGOZ.
_________________________________________

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti.
İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işimden ayrılmak ve eşi, büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yasam sürmek   tasarısından söz etti.

Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı.ne var ki. Müteahhit iyi isçisinin ayrılmasına üzüldü.

Ve ondan,kendine  bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti.
Marangoz kabul etti ve ise girişti, ne var ki gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek   pek kolaydı.
Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı.
Kendini adamın olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!..
işini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi.

Dış kapının anahtarını marangoza uzattı.
"Bu ev senin" dedi, "sana benden hediye". Marangoz soka girdi.

Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle yapar miydi!

Bizim için de bu böyledir.

Gün be gün kendi hayatimizi kurarız.

Çoğu zamanda,yaptığımız işe   elimizden gelenden daha azını koyarız.

Sonra da,şoka girerek, kendi kurdu»umuz evde yaşayacağımızı anlarız.

Eğer tekrar   yapabilsek, çok daha   farklı yaparız.
Ne var ki, geriye dönemeyiz.

Marangoz sizsiniz. Her gün   bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz.

"Hayat bir kendin yap tasarımıdır" demiştir biri.
Bugün yaptığınız davranış ve secimler, yarin yaşayacağınız evi kurar.

Öyle ise  onu akıllıca kurun.
Unutmayın...

 Paraya ihtiyacınız yokmuş gibi calisin.

Hiç incinmemişsiniz   gibi sevin.

Kimse izlemiyormuş gibi dans edin.

 

KURABİYENİN PAYLAŞIMI
___________________________

Büyük bir hava meydanının bekleme salonunda, genç bir bayan uçağına binmek üzere bekliyordu.

Uçağın hareketine saatler olduğu için zaman geçirmek için bir kitap ve bir paket küçük kurabiye satın aldı.

Dinlenmek ve kitabını okumak için VIP salonunda bir koltuğa yerleşti.

Kurabiye paketinin durduğu sehpanın yanındaki koltuğa bir adam oturdu; dergisini açıp okumağa başladı.
Genç kadın ilk kurabiyesini aldı. Adam da bir tane aldı. Bayan çok rahatsız hissetti kendisini ve:
“Sinir bir şey! Havamda olsaydım bu cüretinden dolayı onu yumruklardım!” diye düşündü.
Bayan bir kurabiye alıyor, adam da bir tane alıyordu. Çıldıracak gibiydi bayan ama olay çıkarmak istemiyordu.
Nihayet son kurabiye kalınca kadın: “Bu küstah adam şimdi ne yapacak?” diye düşündü.
Adam son kurabiyeyi aldı; onu ikiye böldü ve bir parçayı kadına verdi
Aaaa! Bu kadarı da fazla! Çok öfkelenmişti şimdi! Kadın sinir içinde kitabını ve diğer şeylerini alıp bir fırtına gibi giriş salonuna oradan da uçağın içine yöneldi.
Uçaktaki koltuğuna oturdu. Gözlüğünü almak için çantasını açtı. Ne görsün? Kurabiye paketi açılmamış olarak orada duruyordu.
Çok utandı. Çok büyük bir yanlış yaptığını anladı. Kurabiyelerinin paketini açmadan çantasına koyduğunu unutmuştu.
Adam kendi kurabiyelerini, hiç sinirlenmeden, yüksünmeden kadınla paylaşmıştı
Kadın kurabiyelerinin paylaşıldığını düşünerek çok sinirlenmişti. Ve şimdi bu durumu açıklama şansı yoktu. Özür dileme olanağı da kalmamıştı.

Telafi edemeyeceğiniz dört durum vardır.
Taş... atıldıktan sonra!
Söz......ağızdan çıktıktan sonra!
Fırsat...
Kaçtıktan sonra!

Zaman...   Geçtikten sonra!

3 Fıkra ve Hayata Dair Ders!!

Ders 1 :
Adamın biri tam duşa girmek üzeredir ve karısı da duşunu almış olarak kabinden çıkmaktadır ki, kapının zili çalar. Kapıya kimin bakacağı konusunda ufak bir tartışma sonrasında kadın pes eder.
Üzerine bir havlu alarak merdivenleri aşağı iner ve kapıyı açar.
Gelen eşinin arkadaşı x'tir.
Kadın daha selam veremeden x "havlunuzu üzerinizden yere düşürürseniz size anında 300 Euro veririm" der.
Kadın bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun düğümünü açarak havlunun düşmesini sağlar. X ona bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder:
"Antrede doğabilecek ufak bir tensel yakınlık için size 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal" der.
Önce şaşkın, fakat daha sonra adrenalinin verdiği heyecan ve alacağı para ile yapabileceklerinin anlık hayaliyle kısa bir duraksamadan sonra kabul eder.
Yaşamış olduğu olayın ve kısacık bir süre içerisinde edinmiş olduğu ufak servetin heyecanıyla merdivenleri yukarı çıkarak banyoya geri döner.
Hala duşta olan eşi ona kimin geldiğini sorar. "Arkadaşın x" diye cevap verir kadın.
"Çok iyi, ona borç verdiğim 800 Euro'yu getireceğini söylemişti, onu getirdi o zaman."


1. hikayeden çıkartılacak ders :
Eğer bir ekipte çalışıyorsanız bilgiyi saklamayın, paylaşın. Karar mekanizmasında belirleyici olabilir. Böylece yanlış anlaşılmaların ve dışarıya karşı kötü duruma düşmenin önüne geçebilirsiniz

_________________________________________

Ders 2 :
Aracının direksiyonuna geçip kiliseye gitmek üzere yola koyulan rahip yolda yürümekte olan bir rahibeye rastlar. Aracını durdurur ve kiliseye kadar onunla gelmek isteyip istemediğini sorar. Kadın arabaya biner ve bacak bacak üstüne attığında bacaklarının güzelliği ortaya çıkar.
Rahibin gözü kayar ve bakayım derken kısa bir süre için aracın kontrolünü kaybeder. Aracı tekrar kontrol altına aldıktan sonra sağ elini rahibenin bacağı üstüne koyar. Rahibe ona bakar ve şöyle der :
"Rahip, 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?"
Utançtan kıpkırmızı olan rahip derhal elini çekerek rahibeye özürlerini sıralar.
Bir müddet sonra aklı tekrar karışır ve rahibenin bacağına tekrar dokunur vites değiştirme bahanesiyle ve rahibe aynı soru ile karşılık verir :
"Rahip 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?"
Utancından yine kızaran rahip elini çeker ve "afedersin kardeşim, insanoğlu zayıf düşebiliyor" der.
Kiliseye vardıklarında rahibe arabadan iner ve tek kelime söylemeksizin, ancak çok manalı bir bakış fırlatarak kaybolur.
Rahip aceleyle içeriye koşturur ve bir İncil alarak 129. ayeti açar okumak için 129. ayet şöyle demektedir :İleriye gidiniz, daha yukarlarda arayınız.
Orada güzellikler bulacaksınız.

2. hikayeden çıkartılacak ders :
Görev alanınızla ilgili her zaman bilgili olun, aksi taktirde fırsatları kaçırabilirsiniz.

____________________________________________

Ders 3:
Pazarlamacı, şef sekreter ve personel müdürü bir öğlen paydosunda lokantaya doğru yürümektedirler. Parktaki banklardan birinin üzerinde sihirli bir lamba bulurlar. Lambayı ovarlar ve gerçekten de lambadan cin çıkar.
"Aslında kişiye 3 dilek hakkı veriyorum ama sizler üç kişi olduğunuz için hepinizin birer dileğini gerçek yapacağım" der cin.
Şef sekreter arsızca atılarak "önce ben" diyerek sıranın önüne yerleşir.
"Bahamalarda, muhteşem bir sahilde tatil yapmak istiyorum. Tatilim hiç bitmesin ve hiçbir dert hayatıma girmesin" diye dileğini ifade eder.Ve hoop, ortadan kaybolur.
Şimdi de pazarlamacı atılır ve "şimdi sıra bende" der.
"Hayallerimdeki kadınla Tahiti sahillerinde Pina Colada içmek istiyorum" der ve hoop, o da ortadan kaybolur.
"Şimdi sıra sende" der cin Personel Müdürüne.
"İkisini de öğleden sonra işlerinin başında görmek istiyorum" der personel müdürü.

3. hikayeden çıkartılacak ders :
Üstünüz olan birinin her zaman için önce konuşmasına izin verin

 

PENCERENİN kENAR I- GÜZEL iBRETLİK BİR KISSA

Bu yazıyı okumanız sadece 30 saniyenizi alacak, ve sonunda hayata ve ilişkilere bakiş açınızı değisecek.!!! 

İleri derecede hasta iki adam ayni hastane odasındaydılar.

Adamlardan birinin her öğleden sonra 1 saatliğine oturmasına izin veriliyordu,
ciğerlerindeki suyun süzülmesi için.
Bu hastanın yataği odadaki tek pencerenin tam yanındaydı.Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı.
Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini,islerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine.
Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu.
diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için. 

Pencere, icinde cok güzel bir göl olan parka bakıyordu.Ördekler ve kugular gölde yüzerken çocuklar model bot'larini suda yüzdürüyorlardı.
Genc aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki ciceklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı.Ulu agaclar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu.
Pencere kenarındaki adam bunları muhtesem bir detayla anlatırken, odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı.

Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam gecmekte olan bir senlik alayını tarif etti.Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle. 

Günler ve haftalar gecti.

Bir sabah banyo yaptırmak icin su getiren gündüzcü hemsire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeniniyle karşılaştı:
uykusunda, huzur icinde ölmüştü. 

Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi dışarı taşımaları icin çağırdı.
Uygun zaman gectiğine kanaat getirir getirmez,diger hasta pencerenin kenarındaki yataga taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu.Hemsire Memnuniyetle istegini yerine getirdi, hastanın rahat oldugundan emin Olduktan sonra onu yalnız bıraktı.
Yavasca, duydugu acıya aldırmadan, bir dirsegine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından dogruldu adam.
Sonunda, dışarıyı kendi /gözleriyle görme zevkini yasayabilecekti.
Pencereden dısarı bakabilmek icin yavasca dönmeye zorladı kendisini.
Pencere, bos bir duvara bakıyordu.
Adam hemsireye, vefat eden oda arkadasinin pencerenin dışında görünen Harika seylerden bahsetmesine sebep olan seyin ne olabilecegini sordu.
Hemsirenin cevabı, ölen adamın kör oldugu ve pencerenin onündeki duvarı görmedigiydi.
'Sanırım seni cesaretlendirmek istedi' dedi.

Diger insanları mutlu etmek büyük mutluluk getirir,
Kendi durumunuz ne olursa olsun.
Paylasılan dertler yarısı kadar üzüntü verir, paylasılan mutluluklar ise İki kati artar.
Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız, sahip oldugunuz ve paranın satın alamayacagı her seyi paylasın.

Bu gün bize bir hediyedir.
Bu yazının kaynağı bilinmiyor, fakat okuyan herkese mutluluk getirecektir. 

Bu kıssayı unutup gitmeyin . Tüm arkadaslarınızla paylaşın.Mballi.


.
Bu site hiç bir şekilde ticari kazanç sağlamamaktadır.